Bu yazı "Lise Funderburg" tarafından yazılmıştır.
Lise Funderburg, gazeteci, deneme yazarı, eleştirmen ve yazma öğretmenidir.
İYİMSERLİK; SORUNlardan kaçmak isteyenlerin sığınağı değil, daha mutlu, daha sağlıklı, hatta karşı cinsin gözünde daha çekici olmayı sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmış bir tavırdır. İyimserlik, bir dizi aktif iç sürecin, psikolojik taklaların sonucudur. Bu iyi haber; çünkü iyimserliğin, tıpkı göz makyajı yapmak ya da tenis topuna varmak gibi çalışarak geliştirilebilecek bir beceri olduğu anlamına geliyor.
1-) İnsanlarla ilişkilerinizde masa tenisi oynayın. Siz insanlara gülümserseniz onlar da size gülümseyecektir. Siz onlara ters davrandığınızda onlar da size ters davranacaktır. Yüz ifadeleri ve onlara eşlik eden ruh halleri, bulaşıcıdır. Diğer insanların size nasıl davranmasını istiyorsanız siz o davranışı başlatarak bir gülümsemenin bulaşıcı özelliğinden yararlanabilir ve dünyaya daha iyimser bakabilirsiniz. Karşılaştığınız insanlara güzel bir söz söylemek gününüzün iyi geçmesini sağlayabilir.
2-) Kötümserliğin uzağından geçin. Mutlu bir yüz ifadesi takınmak beyninizi olumlu yönde etkiler. Örneğin bir çalışmada, ağızlarında bir kalem tutmaları istenen insanların (bu şekilde yüz kasları, gülümser biçimde şekil alıyordu) kendilerine gösterilen karikatürleri diğerlerine göre daha komik buldukları görülmüştür. Moraliniz bozuk olduğunda beyniniz yüzünüze üzgün olduğunu söyler ve yüz kaslarınız üzgün bir ifade alır. Bu da beyninize evet, kendinizi kötü hissettiğiniz mesajını verir. Yüz kaslarınızın hareketini duygularınıza boyun eğmeyecekleri şekilde değiştirmek ise farklı bir mesaj gönderir: "O kadar da kötü değil." Beyniniz bu durumda, ruh halinizi değiştirerek yanıt verecektir.
3-) başarıyı ve başarısızlığı bir iyimser gibi tanımlayın. Ruh halinizi belirleyen ne olduğu değildir; önemli olan sizin olanı nasıl tanımladığınızdır. Bir iyimser anlayamadığı bir bilgisayar programıyla karşı karşıya kalacak olursa büyük olasılıkla "Ya el kitabı yeterince açık değil ya da ben kötü bir günümdeyim"der. İyimser, başarısızlığı kendi dışında (el kitabı), spesifik (bu program) ve geçici (kötü bir gün) olarak tanımlar. Kötümser ise başarısızlığı kendine mal eder, genelleştirir ve kalıcı görür. Başarılı olduklarında iyimserler, "Akşam yemeği harika oldu, ben iyi bir aşçıyım" derken kötümserler "Şansım varmış"der. Başarılı ve başarısız olduğunuzda kendinizle daha olumlu bir konuşma yaparsanız daha iyimser olursunuz.
4-) Desteyi kendi işinize yarayacak şekilde karıştırın. Başkalarını kıskanmak kolaydır. Kendinizi bedenleri daha ince, banka hesapları daha dolgun insanlarla karşılaştırırsanız her zaman onlara gıpta eder ve kötümser olursunuz.
Yine de işler ne kadar kötü giderse gitsin, sizden daha kötü durumda biri mutlaka vardır. Şu cümleyi tamamlamayı deneyin:
"Keşke ________olsaydım." sonra da şu cümleyi tamamlayın: "________olmadığım için memnunum." cümlesini tamamladıktan sonra yaşamınız size daha iyi görünecektir.
5-) Odak alanınızı değiştirmeyi öğrenin. Can sıkıcı gerçeklerin ya da olumsuz düşüncelerin beyninize girmesini engelleyebilirsiniz, ama bunlara takılı kalmamayı seçebilirsiniz. Eğer bir kameranın merceğinden bakacak olursanız görüntünün bir parçasının odak noktasında olduğunu, diğer kısımların biraz bulanık olduğunu görürsünüz. (Bazen kendinizi iyimser hissetmek için koruyucu bir balonun içinde olduğunuzu düşünmeniz gerekebilir.)
kendi anlık perspektifinizi aktif bir şekilde yönlendirmek her zaman için size yeni bir yaşam öyküsü yaratma olanağı sağlayacaktır. Bu yeni yaşam öyküsü içinde siz, duygularınızın ve hareketlerinizin kontrolünü elinizde tutacaksınız. Yaşamının kontrolünün elinde olduğunu hisseden kişiler genelde iyimser insanlar olduğuna göre, psikolojik merceğinizin nereye odaklanacağını kendiniz belirleyin.
Lise Funderburg, gazeteci, deneme yazarı, eleştirmen ve yazma öğretmenidir.
İYİMSERLİK; SORUNlardan kaçmak isteyenlerin sığınağı değil, daha mutlu, daha sağlıklı, hatta karşı cinsin gözünde daha çekici olmayı sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmış bir tavırdır. İyimserlik, bir dizi aktif iç sürecin, psikolojik taklaların sonucudur. Bu iyi haber; çünkü iyimserliğin, tıpkı göz makyajı yapmak ya da tenis topuna varmak gibi çalışarak geliştirilebilecek bir beceri olduğu anlamına geliyor.
1-) İnsanlarla ilişkilerinizde masa tenisi oynayın. Siz insanlara gülümserseniz onlar da size gülümseyecektir. Siz onlara ters davrandığınızda onlar da size ters davranacaktır. Yüz ifadeleri ve onlara eşlik eden ruh halleri, bulaşıcıdır. Diğer insanların size nasıl davranmasını istiyorsanız siz o davranışı başlatarak bir gülümsemenin bulaşıcı özelliğinden yararlanabilir ve dünyaya daha iyimser bakabilirsiniz. Karşılaştığınız insanlara güzel bir söz söylemek gününüzün iyi geçmesini sağlayabilir.2-) Kötümserliğin uzağından geçin. Mutlu bir yüz ifadesi takınmak beyninizi olumlu yönde etkiler. Örneğin bir çalışmada, ağızlarında bir kalem tutmaları istenen insanların (bu şekilde yüz kasları, gülümser biçimde şekil alıyordu) kendilerine gösterilen karikatürleri diğerlerine göre daha komik buldukları görülmüştür. Moraliniz bozuk olduğunda beyniniz yüzünüze üzgün olduğunu söyler ve yüz kaslarınız üzgün bir ifade alır. Bu da beyninize evet, kendinizi kötü hissettiğiniz mesajını verir. Yüz kaslarınızın hareketini duygularınıza boyun eğmeyecekleri şekilde değiştirmek ise farklı bir mesaj gönderir: "O kadar da kötü değil." Beyniniz bu durumda, ruh halinizi değiştirerek yanıt verecektir.
3-) başarıyı ve başarısızlığı bir iyimser gibi tanımlayın. Ruh halinizi belirleyen ne olduğu değildir; önemli olan sizin olanı nasıl tanımladığınızdır. Bir iyimser anlayamadığı bir bilgisayar programıyla karşı karşıya kalacak olursa büyük olasılıkla "Ya el kitabı yeterince açık değil ya da ben kötü bir günümdeyim"der. İyimser, başarısızlığı kendi dışında (el kitabı), spesifik (bu program) ve geçici (kötü bir gün) olarak tanımlar. Kötümser ise başarısızlığı kendine mal eder, genelleştirir ve kalıcı görür. Başarılı olduklarında iyimserler, "Akşam yemeği harika oldu, ben iyi bir aşçıyım" derken kötümserler "Şansım varmış"der. Başarılı ve başarısız olduğunuzda kendinizle daha olumlu bir konuşma yaparsanız daha iyimser olursunuz.
4-) Desteyi kendi işinize yarayacak şekilde karıştırın. Başkalarını kıskanmak kolaydır. Kendinizi bedenleri daha ince, banka hesapları daha dolgun insanlarla karşılaştırırsanız her zaman onlara gıpta eder ve kötümser olursunuz.Yine de işler ne kadar kötü giderse gitsin, sizden daha kötü durumda biri mutlaka vardır. Şu cümleyi tamamlamayı deneyin:
"Keşke ________olsaydım." sonra da şu cümleyi tamamlayın: "________olmadığım için memnunum." cümlesini tamamladıktan sonra yaşamınız size daha iyi görünecektir.
5-) Odak alanınızı değiştirmeyi öğrenin. Can sıkıcı gerçeklerin ya da olumsuz düşüncelerin beyninize girmesini engelleyebilirsiniz, ama bunlara takılı kalmamayı seçebilirsiniz. Eğer bir kameranın merceğinden bakacak olursanız görüntünün bir parçasının odak noktasında olduğunu, diğer kısımların biraz bulanık olduğunu görürsünüz. (Bazen kendinizi iyimser hissetmek için koruyucu bir balonun içinde olduğunuzu düşünmeniz gerekebilir.)
kendi anlık perspektifinizi aktif bir şekilde yönlendirmek her zaman için size yeni bir yaşam öyküsü yaratma olanağı sağlayacaktır. Bu yeni yaşam öyküsü içinde siz, duygularınızın ve hareketlerinizin kontrolünü elinizde tutacaksınız. Yaşamının kontrolünün elinde olduğunu hisseden kişiler genelde iyimser insanlar olduğuna göre, psikolojik merceğinizin nereye odaklanacağını kendiniz belirleyin.
Etki tepkiyi yaratıyorsa, nasıl bir tepki istiyorsak öyle davranalım. İnsanların iyi veya kötü davranışlarının sebebi bizsek, her türlü davranışı da hak ediyoruz demektir.



